28 Aralık 2008 Pazar

Eşlerinin gözünden ünlü edebiyatçıların ev halleri



Sermet Sami Uysal, 1954 yılında Cumhuriyet Gazetesi için ünlü edebiyatçıların tek tek kapılarını çaldı ve onların eşleriyle anket yaptı. Eşleri, tanınmış edebiyatçıları bakın nasıl anlatıyor.



Leman Ataç (Nurullah Ataç’ın eşi) Kumarına kızarım

Nurullah Ataç: Siz sormadan ben söyleyeyim, evde içki içmeme kızarlar.
Leman Ataç : Kumar oynamana da kızarız. Ayrıca sık sık "Sıhhatimle bu kadar alakadar olmayın, bıktım usandım sizden" diye bağırır.
Ne zaman evlendiniz Leman Hanım?: 28 sene oluyor. (1926)
Nurullah Ataç köşesinden bağırır: Leman, yengemin ablasının kızıdır.
Leman Hanım, eşiniz en çok neyi sever?: Kavgayı.
Nurullah Ataç gülerek söze karışır: Ben aksi kanaatteyim, asıl bizim hanım sever kavgayı.
Leman Hanım, eşinizin batıl inançları var mıdır?: Ah sadece gávurum der gezer!
Nurullah Ataç: Gávur değil dinsizim.
Leman Hanım, eşinizin hoşlandığı şeyler: Sofrasının çok kalabalık olmasını ister.
Hoşlanmadığı şey: Temizlik.
Nurullah Ataç: Doğru, evlenmeden önce hiç yıkanmazdım, şimdi altı ayda bir yıkanıyorum.
Eşiniz ev işlerinde size yardım eder mi?: Ne gezer.
Çalışırken ne yapar?: Bol kahve içer.
Çalışırken en sevdiği şey: Yatakta makine ile yazı yazmak.
(alıntıdır)

Nurullah Ataç'ın neden eleştirmen olduğu...

29 Ekim 2008 Çarşamba

Kibele bereketini sunar..

.
.
Salâhattin Bey kızın yaşı küçük olduğunu, gözlerini dünyaya kendi evinde açtığını düşünerek onu yola getireceğini, kendisine bir arkadaş yapabileceğini zannetti durdu. Ona evlat ve kardeş muamelesi yapacak oldu ve çirkin bir alayla karşılandı; efendi ve hâkim muamelesi yapacak oldu, ya isyan, yahut da, daha ileri gidecek olursa, bayılma nöbetleri ile karşılaştı; en nihayet ona tam bir eşitlik vermek isteyince de bir sürü yersiz taleplere, saçma hareketlere ve sonradan görme arzulara tahammül mecburiyetinde kaldı.
Bereket versin, Anadolu'nun bu yalnız kendisine mahsus dertleri yanında bunların gene yalnız kendisine mahsus çareleri vardır. Bunlardan en birincisi "rakı"dır.
.
.
S.Ali Kuyucaklı Yusuf

Doğuştan hayatı kaymış..


Philip Larkin nasıl bir adam?


"Nasıl bir adam mı?/ Yahu söyledim sana/
Hani vardır ya bir takım klasik hasta tipler/ Sapıtan bir şey falan gelmeden başlarına / Onlardan işte: doğuştan hayatı kaymış"





Aynı fabrikadan;

Bu Olsun Şiir
Ağzına sıçarlar senin, annenle baban.
Niyetleri bu olmayabilir, ama sıçarlar.
Hatalarıyla doldururlar seni,
Birkaç da sana has ilave yaparlar.

Ama onların da ağzına sıçılmıştır vaktiyle,
Eski usul şapkalı paltolu aptallar tarafından,
Vakitlerinin yarısını saçma bir ciddiyetle,
Öbür yarısını da gırtlak gırtlağa harcayan.

İnsanın insana verdiği yokluktur ancak.
ve bu kıyı sahanlığı gibi derinleşir gitgide.
Elinden geldiğince çabuk kurtul bu hayattan,
ve sakın ha çocuk yapayım deme.

o x o
...yatakta konuşmak en tatlı şey olmalı,
bir gelenek sanki böyle yanyana uzanmış olmak
iki kişinin içtenliğinin kanıtı... 

  o x o
Çocuklar ne kadar berbat yaratıklar, öyle değil mi? bencil, gürültücü, zalim, adi küçük kabadayılar.
  o x o
...hala doğal geliyor sanki 
eşi, oğlu, evi, toprağı hiçbir şeyi olmamak.
Yalnız bir şaşkınlık duygusu belirliyor şokunu 
Yaşamın bu denli çoğunun geçmiş olmasının, bu denli
ayrı bir biçimde başkalarından..
      o x o
...
Göçebe kavimler için, kayalar arasında
kısa boylu, asık suratlı kabilelerde
ve habis parke taşları gibi kenetli ailelerde
fabrika şehirlerindeki karanlık sabahlarda
ağır ağır ölmektir hayat.
           o x o
"Niye daha zor, neden, o sözcükleri bulmak,
 hem sevecen hem içten,
 ya da en azından,
 ne kırıcı ne de yalan."
          


2 Ağustos 2008 Cumartesi

Altın ÇAĞ

Kimsenin bilmediği bir şehre giderken
Pisagoru karşıladı şehrin büyükleri,
Dediler ki, Sevgili Pisagor
sen bilge bir adamsın,
ama biz kendi doğrularımızla mutluyuz
ve onları değiştirmek istemiyoruz.
Lütfen geldiğin yere dön,
bizi yalnız bırak.

Bu sözler söylenince Pisagor
saygıyla öne eğildi,
arkasını döndü, aklına gelen bir melodiyi mırıldanarak
tozlu bir yol boyunca gitti.
.
.
.
Nebojsa Vasovic

8 Temmuz 2008 Salı

62'den bahçe..



Soyadlarıyla ya da küçük hayvanların isimleriyle oynarlardı, sırası belli, tanıdık ve her zaman çok zevkli bir oyundu bu.
Seni sersem, derdi Nicole.
Hiç de sersem değilim, derdi Marrast.
Sen sersemin tekisin bayım hem de kötüsün / Hiç de değil / Evet öyle / Hayır / Evet / Hayır / Evet / Öyleyse bahçeni mahvetmiş olmalıyım /Bahçem gayet güzel onu mahvetmedin / Evet bahçene bir sürü küçük hayvan saldım / Umrumda değil / Önce köstebekleri bıraktım içeriye / Hepsi salak / Üç tane dağ sıçanı / Umrumda değil / Bir sürü fındık faresi / Çok kötüsün / Kirpiler / O benim bahçem kimse dokunamaz / Senin bahçen olabilir ama ben içine küçücük hayvanlar salıyorum /Senin küçük hayvanların beni ilgilendirmez. Bahçem muhafazalıdır / Hiç de değil, benim küçücük hayvanlarım bütün çiçekleri yiyecekler / Hayır / Köstebekler kökleri yiyecek / Köstebeklerin hem kötü hem salak / Dağ sıçanları güllerin üzerine işeyecek / Dağ sıçanların hem kötü kokuyor hem de hepsi aptal / Üç dağ sıçanı hakında söylediklerin çok kötü şeyler / Çünkü hepsi aptal / Öyleyse sadece üç tane değil hepsini salacağım / Hiç fark etmez onlarda aptal / Ya fındık fareleri / Umrumda değil /Git de bahçene bir bak bakalım benim küçük hayvanlarım neler yapmış / Hem salaksın hem de çok kötüsün / Gerçekten hem salak hem kötü müyüm?/ Kötü değilsin ama salaksın / Öyleyse üç kirpiyi geri alıyorum / Umrumda değil / salak mıyım? / Hayır salak değilsin / Öyleyse bütün dağ sıçanlarını bir de köstebeği geri alıyorum / Ne alırsan al benim için farketmez / Sana ne kadar iyi olduğumu göstermek için bütün küçük hayvanları geri alıyorum / Kötüsün / Demek kötüyüm öyle mi? / Hem kötüsün hem de çok salaksın /Öyleyse iki köstebek /Umrumda değil / Bütün kirpiler.

15 Haziran 2008 Pazar

Manzum sanat yapmak isteyenlere tavsiyeler -2-

Bir şiir parçacığı..


Yüreğim bozkır,
seni yeşertmiyor
Dağlar gibi suskun
Dağlar gibi çaresizim
...
Gölgem, peşimi bırak yanıma gel.
...

- "Dağlar gibi" dedikten sonra peşine binlerce sıfat koyabilirsiniz. Bu yüzden
söylediklerini şiirin içinde doğrulaman gerekir, yani sen "Dağlar gibi suskun
Dağlar gibi çaresizim" diyebilirsin lakin bunu şiirin devamında/içinde
doğrulaman, haklı çıkartman gerekir. Yoksa sallaya sallaya şiir yazdığını
düşünürüm. Dağlar gibi çavlan, Dağlar gibi çılgınım, Dağlar gibi arsız,
dağlar gibi dinginim, ... uysalım, baysalım, enginim, akça pakçayım, babaçım......

- "Gölgem peşimi bırak yanıma gel"
Gölgenin olağan hali peşinde olma hali değildir. Bu şekilde bir yanlış kabul vardır.Karikatürler öyle çizilebilir, deyimleşecek kadar(gölge gibi dolaşma peşinde) kabul görmüş olabilir, ama şairin gözünden bu kaç-a-maz. Çok kabaca; bir çizgi üzerinde dahi yürüyorsan, gölge yüzde elli arkandaysa yüzde elli önündedir, ve üç boyutlu gerçek hayatta ise çok daha az. Bir hatayı, bilerek kullanmak daha yeğdir, ve özellikle şiirde bunu bildiğini belli etmek gerekebilir, bu örnekte olduğu gibi.

Manzum sanat yapmak isteyenlere tavsiyeler -1-

Bu tavsiyeler bazı basit ama yaygın hataların
ifşası-ikazı üzerinedir. Amatör şairleri gerçekten de bağlamaz,
ticari başarı rehberi değildir, yerme değil bilgi verme
amaçlıdır.


Şiir parçacıkları üzerinden durum çalışması

1. Seni sonsuz bir aşkla bağrıma bastım,
Yaralarıma tütün basar gibi
Kül basar gibi, tuz basar gibi.

- Yaraya "X" basmak. Aç deyimler sözlüğünü yaz. Tentürdiyot dahi
basabilirsin, ama kafiyeyi bozar. Yinelemeleri, anlam pekiştirmelerini
"malzeme var, kullanayım o halde" diye yapmayın.
- Ayrıca, bu şiirde sevgiliyi bağrına "yaraya kül-tütün-tuz"
basar gibi bastıysan, yara kapanınca ne olacak? Sonsuz diyorsunuz?

"Sonsuz" gibi çekici kelimeleri aklınıza geldiği gibi kullanmayın.
Kelimenin adı "sonsuz",
idrak ediniz, on, yüz ya da bin değil.
Narı sonsuza
parçalarsan olur; acıyı, aşkı, sevinci... çok kolay kitsch üretirsin.

Sonsuz acılar, sonsuz güzellikler, sonsuz xxx ... gibi.

- "Yaralarıma" yerine "yaraya" kullanmanı tavsiye ederim.



2. ...
aykırı aklın dönemeçlerinde
dünü yok yarınlara yakınken
sabaha devşirilen bir akşam sonunda bir müezzin
izin ister gibi tanrıdan
haykırırken ezanı
asacaklar içimizden birini...

- Semantik olarak; ezan tanrıya bir dua değil, insanlara bir çağrıdır,
ama şiir içinde hiç sırıtmıyor; hatta müezzinin tanrıdan izin
istemesi kısmı tek iyi kısım.
- "Aykırı aklın dönemeçlerinde", yağı usun sapa yollarında,
ürkek aklın ıssızında... zincirleme isim tamlamasının dayanılmaz çekiciliği.
Bunları bilinçli yapın, "öne bas sıfatı gitsin" çok tekdüze, ayrıca üretmesi de
kolay olduğundan kendi kendisi vasatlaştırıyor. Bu yolla eşsiz
ifadeler bulmak gerçekten zor, piyango gibi.